Asgari Ücret Rejiminde Gerekli Paradigma Değişimi: Aylık Toptancılıktan Saatlik Hakkaniyete

Asgari Ücret Rejiminde Gerekli Paradigma Değişimi: Aylık Toptancılıktan Saatlik Hakkaniyete

Asgari ücret, sadece bir geçim rakamı mı yoksa ekonomiyi kilitleyen hantal bir katsayı mı? Mevcut “aylık toptancı” yaklaşımın yarattığı makroekonomik sıkışıklığı, saatlik ücret modelinin neden kaçınılmaz bir teknolojik zorunluluk olduğunu ve kayıtdışılıkla mücadelede fiyatLAB’ın sunduğu şeffaf çözüm yollarını inceliyoruz.

Öne Çıkan Başlıklar:
Katsayı Esareti: Asgari ücretin sigorta priminden cezalara kadar her alanda referans alınması, enflasyonist baskıyı nasıl tetikliyor?

Aylık Değil Saatlik: 225 saatlik hantal hesaplama yerine, teknolojinin imkanlarıyla fiili çalışmayı esas alan modern modele geçiş.

Piyasa vs. Yasalar: Bir temizlik hizmetinin saatlik piyasa değeri (422,5 TL) ile yasal asgari ücret (115,58 TL) arasındaki uçurum bize ne anlatıyor?

İşveren İçin Risk Yönetimi: Gerçek maaşları asgari göstermek bir finansman aracı mıdır yoksa büyük bir hukuki risk mi?

Sonuç: Gelir dağılımını düzeltmek için asgari ücretin “ne kadar” olduğundan ziyade “nasıl” hesaplandığına odaklanmalıyız. Verimlilik ve doğal ücret dengesi için saatlik birim şart.

Anayasa Mahkemesi Kararları ve Mali Hukuk İlkeleri Işığında İmar Rantının Vergilendirilmesi: %90 Oranındaki “Değer Artış Payı” Düzenlemesinin Kritik Analizi

Anayasa Mahkemesi Kararları ve Mali Hukuk İlkeleri Işığında İmar Rantının Vergilendirilmesi: %90 Oranındaki “Değer Artış Payı” Düzenlemesinin Kritik Analizi

Kentleşme süreçleri ve idari kararlarla (imar planı değişiklikleri) taşınmazlarda meydana gelen ve malikin emek veya sermayesine dayanmayan değer artışlarının (kentsel rantın) kamuya kazandırılması, Türk mali hukukunun köklü tartışma konularından biridir. Bu amaçla 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen Ek 8. madde ile ihdas edilen “Değer Artış Payı” (DAP), anayasal yargı denetiminden geçmiştir. Anayasa Mahkemesi, E.2020/42 sayılı kararıyla, değer artışının “tamamının” (%100’ünün) kamuya aktarılmasını mülkiyet hakkına yönelik orantısız bir müdahale sayarak iptal etmiştir. Bu karar üzerine kanun koyucu, oranı %90 olarak revize etmiş; uygulama esasları ise 22 Kasım 2025 tarihli İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Uygulama Yönetmeliği ile belirlenmiştir. Bu çalışma; yeni DAP rejimini, AYM’nin iptal gerekçeleri ve mali hukukun “ödeme gücü” ilkesi ışığında ele almaktadır. Çalışmada, likit olmayan bir varlıkta oluşan değer artışının %90 gibi yüksek bir oranda vergilendirilmesinin, mülkiyet hakkının özünü zedeleyen “vergisel müsadere” sınırında olduğu ve AYM’nin aradığı “adil dengeyi” sağlamaktan uzak olduğu savunulmaktadır.

Görünmez Rakibe Karşı Üstünlük Savaşı: Yapay Zeka Çağında Avukatın Değer Biyografisi

Görünmez Rakibe Karşı Üstünlük Savaşı: Yapay Zeka Çağında Avukatın Değer Biyografisi

Hukuk mesleği, yapay zekanın radikal dönüştürücü gücüyle karşı karşıya. Başlangıçta verimlilik artışı ve adalete erişim demokratikleşmesi vaat eden bu teknoloji, dilekçe yazmak gibi “sıradan avukatlık” faaliyetlerini değersizleştirerek mesleğin temelini sarsıyor. Temel dil modellerinin hızla gelişmesi ve bedelsiz erişilebilirliği, ölçek ekonomisi tabanlı çözümleri kullanan avukatları stratejik bir monokültür tuzağına itiyor. Zira herkesin aynı teknolojiyi kullanması, stratejilerin tek tipleşmesine, dolayısıyla öngörülebilirliğin artmasına yol açarak en büyük silahları olan “öngörülemezliği” kendi elleriyle teknolojiye teslim etmelerine neden oluyor. Dahası, yapay zeka tarafından üretilen metinlerin yargı tarafından “ruhsuz” bulunma riski ve yargıçların entelektüel bağımsızlıklarını korumak adına “makine öğrenmesini iflas ettirecek” yeni içtihatlar geliştirme potansiyeli, bu monokültürün iflasını hızlandırıyor. Gelecekte ayakta kalacak avukatlar, genel ve yaygın teknolojileri kullanmak yerine, kendi özgün stratejileriyle beslenmiş “tekil” yapay zeka modelleri geliştiren veya rakibin teknolojik zaaflarını okuyabilen “dahi stratejistler” olacaktır. Bu çağda verimlilik değil, stratejik üstünlük; insanı kopyalayan değil, insan zekasını takviye eden özgünlük belirleyici olacak. Bu nedenle, hukuk eğitimi, ezberden uzaklaşarak stratejik düşünme, oyun kurma ve yıkıcı hamleler geliştirme yeteneklerini merkeze almak zorunda; aksi takdirde üstünlük vaat eden bu yeni güç, ruhumuzla ve stratejik bağımsızlığımızla ödeyeceğimiz tehlikeli bir anlaşmaya dönüşebilir.

Fiyat İstikrarını Sağlamada Merkez Bankasının Kullanabileceği Araçların Yeterliliği ve Gözümüzün Önündeki Fırsat

Fiyat İstikrarını Sağlamada Merkez Bankasının Kullanabileceği Araçların Yeterliliği ve Gözümüzün Önündeki Fırsat

Seçim sonrası ekonomi yönetimimizde değişiklikler oldu ve yeni yöneticilerin uygulayacakları politikaları hepimiz merak ediyoruz. Öncelikli sorunlar olarak;

– enflasyon (fiyatların yükselişi),

– hayat pahalılığı (gelirlerin ihtiyaca yeterli olmaması),

– devalüasyon (Ulusal paranın yabancı paralara karşı değerinin düşmesi) ön plana çıkıyor. Merkez bankasının, kanununda tanımlanan, temel amacı ise fiyat istikrarının sağlanması. Bu sorunlar ise fiyat istikrarını bozan etmenler olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin ortodoks politikaları uygulama veya uygulasa bile sonuç alma olanağı maalesef yoktur. Heterodoks politikalar ise zaman kazandırma fonksiyonunu kaybetmiş görünüyor.
Muhtaç olduğumuz kaynak gözümüzün önünde durmaktadır.

İstanbul Finans Merkezinde Sağlanan Vergi ve Diğer Teşviklerin Değerlendirilmesi

İstanbul Finans Merkezinde Sağlanan Vergi ve Diğer Teşviklerin Değerlendirilmesi

İFM kanunu ile vergi uygulamalarına esas olmak üzere Finansal hizmet ihracatı kavramı getirilmiştir. Buna göre bir finansal hizmetin ihracat sayılabilmesi için Finansal kuruluşun İFM’de faaliyet göstermek için katılımcı belgesi alması, finansal hizmetin yurt dışında yerleşik kişilere sunulması ve hizmetten nihai olarak yurtdışında faydalanılması gerekmektedir. Finansal kuruluşların kendi nam ve hesaplarına gerçekleştirdikleri türev işlemleri, portföylerine varlık alma veya portföylerinden varlık satma işlemleri ile yurtiçinde yerleşik kişilerin tasarruflarını yurt dışına çıkaran faaliyetleri ise hizmet ihracatı kapsamında yer almayacaktır.
İFM kanunu ile finansal kuruluşların finansal hizmet ihracatı niteliğinde elde ettikleri kazançlarının 2031 yılı vergilendirme döneminde kadar tamamı kurumlar vergisi matrahından indirilecektir. Daha sonra ise indirim kazancın %75’i ile sınırlı olacaktır. Finansal hizmet ihracatı kapsamına giren işlemlerden finansal kuruluşların lehe aldıkları paralar ise banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna edilmiştir. Finansal hizmet ihracatına ilişkin her türlü işlemler harçtan ve bunlar için düzenlenecek belgeler damga vergisinden müstesna tutulmuştur. Ayrıca, finansal kuruluşların İFM’de bulunan merkez ve şubelerinden 5 yıl boyunca finansal faaliyet harcı da alınmayacaktır.

Kira Bedellerinin Fahiş Belirlenme Sorunu

Kira Bedellerinin Fahiş Belirlenme Sorunu

Kira bedellerinin tam olarak belirlenmesini düzenleyen bir mevzuat ve buna uymamanın karşılığında ceza düzenlemesi yok. Kira bedellerinde geçici olarak artış için konulan %25’lik sınırın hukuki olup olmadığı da tartışmalı. Kira geliri gayrimenkul sermaye iradı olarak takip eden yılda beyan edilip vergileniyor. Kira bedellerinin artmasını engellemek için kullanılabilecek bir vergisel argüman da yok, zira geçmişe yönelik vergileme de olmaz. Çözüm, kira tavanının emlak vergi değerine bağlanmasıdır.

Vergi Usul Kanununda emsal kira bedeli düzenlemesi var ama sadece vergilendirmeye esas. Temel yaklaşım, yakınlar dışında bedelsiz kira olmaz, almamış olman vergi ödememeni gerektirmez mahiyetinde. Emsal kira bedeli asgari kira bedelinin ne olması gerektiğine delalet edebilir ama azamisi için bir anlam ifade etmez.

Bir Öğretim Üyesinin Gözünden Hibrit Lisans Eğitimi

Bir Öğretim Üyesinin Gözünden Hibrit Lisans Eğitimi

Lisans seviyesinde öğretim süreci, öğretim üyesinin anlatılacak konuları belirlemesi, buna uygun hazırlık yapması, ders materyali toplaması veya oluşturması, hedef öğrenci grubunun bilgi ve bilgi alma seviyesinin tespit edilmesi (yeni gruplarda bir kaç hafta alabilir), Varsa bilgi asimetrisinin giderilerek simetri kurulması, müfredatı tamamlatacak surette ders hızının ayarlanması, öğrencilerin derse ilgisinin eşanlı takip edilmesi, bilginin öğrenciye ulaştığından emin olunması, dağılan dikkatin toparlanması, konunun anlaşıldığını teyit için öğrenciye soru sorulması, en iyi öğrencilerin cevapları ile akranlarca bilginin tekrarlanması, eksik veya hatalı bilgilerin düzeltilmesi, öğrencinin soru sormasını sağlayarak eksikliklerinin tespit edilmesi ve öğrenme farkındalığının sağlanmamsı, eksiklerin tamamlanması gibi bir çok yöntem ve strateji öğretim üyeleri tarafından öğretimde kullanılmaktadır. Yüz yüze eğitimlerde sınıf mevcudu 100’ü geçmediği takdirde öğretim üyesi bunları uygulamakta sıkıntı yaşamamaktadır.

Depremin Yaralarını Sarabilecek Durumda Olmak ve Kamu Maliyesi

Depremin Yaralarını Sarabilecek Durumda Olmak ve Kamu Maliyesi

Depremin barınma sorunlarından başka sorunlara da sebep olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Depreme hazırlığı, sadece bina inşaatına indirgemenin ne kadar eksik olduğunu 24 yıl içerisinde görme durumunda kaldık. Şehirlerimizi dengesiz bir şekilde büyümesine temel sebeplerin ekonomik aktivitelerin belli yerlerde toplanması ve tarım politikasındaki yanlışlıklar nedeniyle kırsal ekonominin zayıflaması olduğunu göz önüne almak gerekir. Şehirlerde yaşamaya talebin artması altyapı hizmetlerini zorlaştırdığı gibi, ekonomik aktivitesi yoğun bölgelerde oluşan rantlardan faydalanmak isteyen aşırı serbest piyasa aktörlerinin kuralları ve genel politikaları umursamadan yapı üretmesine sebep olmaktadır. Çarpık ve kontrolsüz şehirleşmenin, depremin yıkıcı etkilerinin büyümesinin en önemli sebebi olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir.

Zor Kullanma

Zor Kullanma

Zor kullanma yetkisinin kullanılması borçlunun malının borçlunun özel mülkiyetinde veya mülkiyetinde olmasa bile kendisinin veya ailesinin özel olarak kullanımına tahsis edilmiş olan yerlerde veya konutunda bulunması halinde özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarına temas edilmektedir. Buraya yapılacak müdahaleler için anayasamız gereğince hakim kararına belirli aşamalarda ihtiyaç duyulmasına karşın 1924 anayasasının yürürlükte olduğu dönemde geçerlilik kazanmış olan düzenlemede sonraki yıllarda bir düzenleme yapılmamıştır. Fiili haciz işlemelerinde gerekli olan zor kullanma yetkisinin yargı denetimine tabi tutulacak mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Zor kullanma yetkisi kişinin temel hak ve hürriyetine müdahaleyi zorunlu kıldığından bu yetki kullanılırken idare takdir yetkisini durumun icabına göre ölülü olarak kullanmalı, kamu alacağının biran evvel tahsili ile borçlunun maddi ve manevi varlığının ölçüsüz olarak bozulmasını engelleyecek şekilde hem borçlunun hem de alacaklı idarenin hakları mümkün olduğu kadar telafi edecek dengeye de dikkat edilmesi gerekmektedir.

The Effect of Tax Damages on The Need Borrowing and Its Impact of Cost 

The Effect of Tax Damages on The Need Borrowing and Its Impact of Cost 

The main source of financing of public expenditures that the state is obliged to make is taxes. In cases where public expenditures exceed public revenues, states that need additional income sources may resort to borrowing. It is not possible to earn permanent income from other methods other than these two main sources of income. Public borrowing can also sometimes be used as a fiscal policy. Uncollectible taxes are one of the reasons why public revenues remain insufficient against public expenditures. Failure to collect taxes for various reasons causes tax damage. The state conducts tax audits in order to collect these taxes that it has lost. It also makes audit expenditures for these audits. However, these taxes are tried to be collected through tax structuring at various times. When the estimated and accrued taxes in the initial appropriations cannot be collected, the government resorts to borrowing. As a result of this borrowing, borrowing costs arise. The interest burden to be paid increases. Especially when indexed to foreign currency, the size of the costs becomes even more evident. In our study, the years 2017-2022 were considered, taking into account the statute of limitations. With cross-data evaluation, it has been investigated how much tax collection is, what types of taxes are the most uncollectible, how much expense is made for tax auditing, and how much tax is collected against these expenses. It has been tried to determine how much borrowing was applied due to the taxes that could not be collected as a result of tax destruction and the cost of this borrowing.