Fındıkta Ağustos Sıcağı: Fiyat, TMO ve Kurulmayan Piyasa

Fındıkta Ağustos Sıcağı: Fiyat, TMO ve Kurulmayan Piyasa

Views: 126

Ağustos, fındık hasadının ve fındığa dayalı sanayinin harekete geçtiği aydır. Karadenizli için memlekete dönme vesilesi, aile bütçesinin en önemli destekçisi ve aynı zamanda kültürel bir merasimdir. Bölgenin coğrafyası tarım için pek elverişli olmasa da iklimi çok yıllık bitkilerin gelişimine ideal. Sarp arazi ve miras yoluyla sürekli küçülen bahçelere rağmen yıllık 800 bin tonu bulan hasılatıyla devasa bir tarımsal faaliyetten söz ediyoruz.

Fındık, gıda güvenliği bakımından buğday ya da mısır gibi stratejik bir ürün değil. Üretimin çoğunluğu çerez ve tatlı sanayiinde ek lezzet katıcı olarak değerlendiriliyor. Doğu Karadeniz’in tombul fındığı Batı Karadeniz fındığına göre daha iri ve yağlı. Dünyadaki en büyük alıcısı ise meşhur kakaolu fındık kreması üreticisi.

Geçen yıl kuraklığın etkisiyle düşen hasılata manipülatif alımlar da eklenince fındık bir anda pahalandı. Her yerde olmasa da iç fındığın kilosu 2.000 liraya kadar çıktı. Oysa TMO’nun açıkladığı kabuklu alım fiyatı 195 liraydı.

Türkiye’de fındık, bir ölçek ekonomisi olmaktan çıkıp bir tür paylaşım ekonomisine dönüşmüş durumda. Bu yapı, küçük bahçelere rağmen geniş bir yararlanıcı kitlesine ulaşılmasını sağlıyor. Ancak ürünün toplanması, kabuğundan arındırılması, kurutulması ve kırım fabrikalarına ulaştırılması aracı tüccarı zorunlu kılıyor. Nakdin döndüğü bu alanda vergi idaresinin beklediği belgelendirme düzeni de sağlıklı çalışmıyor.

Bu sene havaların iyi gitmesiyle rekolte tarafında bir sorun görünmüyor. Bahçe başına düşen gelir yüksek olmasa da kilo başına Türkiye’de oluşan fiyatlar, büyük alıcıları iklimi uygun başka coğrafyalarda ölçek ekonomisine elverişli plantasyonlar kurmaya yöneltiyor. İhracatın 200 bin tonlara gerilemesiyle üretim ekonomisi için çanlar çalmaya başladı. Geçen yıl 195 lira olan TMO fiyatı bu sene levant kalitede 250, Giresun kalitesinde 255 liraya çıktı ancak tüccar sahada 160-180 bandında fiyat veriyor. TMO’nun dönüm başına alım kısıtı da çiftçiyi tüccarın fiyatına mahkûm ediyor. 2025 hasadını yüksek fiyattan alıp elinde tutanlar için kötü haber ise eski yıl mahsulünün 140 lira bandına gerilemesi. Üstelik TMO eski yıl ürününü ve eski ile yeni mahsulün karışımını almıyor, dolayısıyla bu stoğun kamu alımına sığınma imkânı da yok.

TMO’ya satmak en rasyonel tercih gibi duruyor ancak Ofis’in önünde iki büyük sorun var. Birincisi, regülatif fonksiyonun doğrudan en büyük tedarikçiye dönüşme riskini taşıması. Bu hacimdeki ürün nerede depolanacak? İkincisi, alınan ürünün piyasaya nasıl verileceği. Piyasa fiyatı alım fiyatının yüzde 35 altındayken, diğer maliyetler hariç tutulsa bile ciddi bir görev zararı riski doğuyor. Mesele sadece finansman da değil. İhtiyaç fazlası ürünün ne olacağı, elden çıkarılamayanların taşıma ve depolama maliyetiyle birlikte zararı büyütmesi ihtimali asıl sorunu oluşturuyor.

Aslında TMO’nun bu çıkmazdan çıkış planı belli. Depolama yükünü lisanslı depolara bırakmak, finansmanı ürün senedi yoluyla yatırımcıya devretmek ve kendisine ürünün regülasyonunu ayırmak istiyor. Kurgunun kâğıt üzerindeki mantığı doğru ancak kurumsal zemini yok. TMO Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı ve alım muhatabı çiftçi. Ürün çiftçinin elinden çıkıp ticarete konu olduğu anda ise bambaşka bir idari alana geçiyor. Ticari işlemler Ticaret Bakanlığının düzenleme alanında. Ticaret borsaları TOBB Kanunu uyarınca kuruluyor, odaların ve borsaların iştiraki olarak yapılanıyor. Piyasayı düzenlemesi beklenen kurum, düzenlemek için kullanacağı aracın ne kurallarını ne de tarifesini belirleyebiliyor. Regülasyon yetkisi bir bakanlıkta, regülasyon aracı başka bir bakanlığın alanındaki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu yapısında duruyor.

Oysa bu araç tam da böyle bir sorun için tasarlanmıştı. Umumi Mağazalar Kanunu’ndan kodifiye edilen Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu ile lisanslı depo işletmeleri kuruldu. Fındık için Giresun’da bir tane LİDAŞ var. Sistem iyi tasarlanmış olmasına karşın TÜRİB’e tekel sağlama ve buradan gelir elde etme saiki, modeli baştan işlemez hale getiriyor. Ticaret borsalarında binde 1 olan ürün tescil maliyeti, lisanslı depo üzerinden yürüyen işlemde tescil ve diğer kalemlerle birlikte binde 4,6’ya çıkıyor. Rakam tek başına küçük görünebilir. Oysa anlık alım satımda marjın binde 5 dolayında olduğu bir üründe her el değiştirmede binde 4,6 kesilmesi, kısa vadeli işlemi baştan anlamsız kılıyor.

Aynı maliyet, ürünü zaten alacak olan büyük tüccar için ise bir kazanç kalemi. Çiftçiden alınan zirai mahsulde stopaj oranı yüzde 4. Ürün ticaret borsasında tescil ettirilirse oran yüzde 2’ye iniyor ve buna binde 1 tescil maliyeti ekleniyor. Lisanslı depo üzerinden yapılan işlemde ise stopaj sıfırlanıyor, toplam maliyet binde 4,6’da kalıyor. Yani sistem, üreticiye fiyat güvencesi ve finansman sağlamak yerine, yüzde 2’lik stopaj yükünü binde 4,6 ödeyerek sıfırlayan bir vergi planlaması aracına dönüşmüş durumda. Vergi teşviklerinin yalnızca elektronik ortamda ve borsada işlem gören ürün senetleriyle sınırlı tutulması, sistemin modellenmesinin önünde ayrı bir engel. Kaydi kuruluş zorunluluğu ve yetkinin ticaret borsasında toplanması gibi düzenlemeler de doğal tekel üretiyor. Bu tespitler tahmin değil. 2022 yılında yayımladığım çalışmada TÜRİB’in bir yıllık ELÜS işlem verilerini kalem kalem inceledim. Fındıkta sonuç şuydu: Giresun’daki tek lisanslı deponun faaliyet izni kapasitesi ülke üretiminin yüzde 2’sine denk geliyordu. O bir yıl içinde ELÜS’e konu olan fındık 269 tonda kaldı, yani yıllık üretimin on binde 4’ü. Bu miktarın 135 tonunu TMO aldı, 114 tonu borsa dışında anlaşmalı olarak el değiştirdi, borsa seansında işlem gören kısım ise 19 ton oldu. Yıllık üretimin yüz binde 2,7’si. Ortada derinlik de fiyat oluşumu da yok.

Aynı çalışmada seans işlem maliyetini de hesapladım. 2021 tarifesiyle ortalama bir işlemin toplam maliyeti katma değer vergisi dahil binde 4,6 çıkıyordu. Anlık alım satımda marj binde 5 olduğuna göre, borsa üzerinden işlem yapmak marjın tamamını harcamak demekti. Tüccar zaten bunu yapmıyor. Ürünü alıp bekletiyor, yüzde 1 ile 2 arasındaki bandı gördüğünde elinden çıkarıyor. O bandı da borsada değil, hariçte buluyor. Alım da satım da borsa dışında gerçekleştiği için borsada hacim oluşmuyor.

Tüccar TMO’dan alım yapacaksa süreç şöyle işliyor. Fiyatta TMO ile anlaşıyor, işlem sonradan borsaya bildiriliyor. Ofis’in alım muhatabı zaten tüccar değil, çiftçi. TMO çiftçiden alıyor, tüccara satıyor. Dolayısıyla borsa, fiyatın oluştuğu yer değil, başka yerde oluşmuş fiyatın kaydedildiği yer. Bir yatırım aracının işlem maliyeti beklenen getiriyi aşıyorsa o piyasa kurulmaz, kurulmuş görünen şey ise bir tescil bürosudur.

Verinin en açık ediciyse şu: bütün ürünlerde ELÜS işlem hacminin yüzde 69’u borsa dışında, taraflar arasındaki anlaşmayla gerçekleşmişti. Bu işlemlerde fiyat bilgisi yayımlanmıyor bile. Yani senet dolaşıyor ancak fiyat oluşmuyor. Geriye tek işlev kalıyor, o da vergi avantajı.

Konuya ilişkin ayrıntılı hesaplama ve tablolar için bakınız: Memduh Aslan, “Tarım Sektörünün Sorunlarının Çözümünde Elektronik Ürün Senedinin Kullanımı ve Sağlanan Vergi Teşvik Unsurlarının Etkisi, Fındık Piyasası ELÜS Kullanımı”, Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, C.9, S.27, 2022, s.293-322.

Bugün fındık üreticisinin mevcut sorunlarına düşen ihracat, TMO üzerinde biriken finansal yük ve görev zararı riski de eklenmiş durumda.

Çözüm elbette var ama arayan için.