Sahillerdeki şemsiye-şezlong işgalleri ve görünmeyen kamu maliyesi krizi

Sahillerdeki şemsiye-şezlong işgalleri ve görünmeyen kamu maliyesi krizi

Views: 73

Rahatsız edici bir durumdan kurtulmanın en kısa yolu, sorunu başkasının üzerine yıkmaktır. Durumu devreden için sorun çözülmüş sayılır. Ancak devralan için bu durum kaçınılmazsa, artık bir “sorun” değil, çözülene kadar süresiz rahatsızlık veren bir “vakaya” dönüşür.

Son dönemde kıyılardaki ücretsiz kullanım alanlarının daralması üzerinden yaşanan gerilim tam olarak bu mekanizmayla işliyor. Vatandaş anayasal hakkının peşinde, işletmeci yaptığı yatırımın ve kâr beklentisinin… Bireyler arasındaki bu menfaat çatışmasında yerel yönetimler ise adeta sahneden çekilmiş durumda.

Arkaplanda idari ve mali mekanizma nasıl işliyor?

1. Ecrimisilin Fonksiyon Gaspı

Hukuken ecrimisil, haksız işgalden doğan bir tazminat bedelidir; asla bir ruhsat veya kullanım izni doğurmaz. Ancak yerel yönetimler, mevzuat gereği işgali sonlandırmak yerine ecrimisil tahsil ederek bu geliri fiilen “gizli bir işletme ruhsatı ve harcı” gibi kullanıyor. Yerel yönetim, kendi bütçe krizine çözüm ararken, asli kamu görevini ihmal etme pahasına sorumluluğu; çoğunluğu belde sakini (ve seçmeni) olmayan tatilci vatandaş ile işletmecinin arasındaki çatışma alanına ihale ediyor.

2. Yaz Nüfusu Dışsallığı ve Bütçe Çıkmazı

Merkezi yönetimden yerel idarelere aktarılan paylar, adrese dayalı kış nüfusuna göre dağıtılıyor. Emlak vergisi gelirleri kısıtlı; yerel yönetime ait olması gereken konaklama vergisi ise merkezi yönetimin bütçesine tahsisli. Kışın 50 bin nüfusa göre bütçe alan bir sahil belediyesi, yazın 500 bin kişiye hizmet vermek zorunda kalabiliyor. Gelir artışı olmaksızın katlanan altyapı, temizlik ve denetim maliyetleri; belediyeleri ecrimisil, şartlı bağış veya kamu alanlarının kiralanması/satışı gibi gri alan gelirlerine itiyor. Bu durum, denetimsizlik ve suiistimaller için de elverişli bir zemin hazırlıyor.

3. Oy Maksimizasyonu ve Politik İllüzyon

Siyasal iktisat penceresinden bakıldığında durum daha da netleşir: Yerel yöneticiler için temel motivasyon oy maksimizasyonudur. Yazın beldeye gelen tatilci, o şehrin seçmeni değildir; dolayısıyla onun kamusal hizmetten mahrum kalması veya anayasal hakkının çiğnenmesi yerel siyasetçi için sandıkta bir maliyet yaratmaz.

Buna karşılık, kıyıları işgal eden veya fahiş fiyat uygulayan işletmeci ile o ekonomiden beslenen esnaf, doğrudan yerel seçmendir. İşletmecilerin fahiş fiyatlar üzerinden yüksek kâr elde etmesi ve yerel esnafa kaynak aktarması, yerel seçmen nezdinde bir memnuniyet yaratır. Yerel idare, oy vermeyen dışsal nüfusun (tatilcinin) hakkını korumak yerine, oy veren yerel esnafı ve işletmeciyi koruyarak siyasal sermayesini artırır.

4. Büyüleyici İroni: Mali Yanılsama

İşin en çarpıcı tarafı; yazın denize girerken anayasal hakkının ihlal edildiğini gören vatandaşın, bu acı gerçeğin aslında sunulan kamusal hizmeti finanse edecek yeterli yerel vergiyi vermemesinden/verememesinden ve kendisinin politik bir aktör (seçmen) olarak görülmemesinden kaynaklandığını aklına getirmemesidir. Yerel yönetim nezdinde sebep olduğu geçici kamu hizmet maliyetini ödediği tüm vergilere saysa da, hem hizmetten mahrum kalır hem de piyasa mekanizması üzerinden fahiş fiyatlar ödeyerek yerel ekonomiyi finanse etmeye zorlanır.

Sonuç

Yerel yönetimlerin mali yapısı reforme edilmedikçe, oy hesapları kamusal faydanın önüne geçtikçe ve ecrimisil gibi gelirler bir “bütçe yaması” olmaktan çıkarılmadıkça; anayasal bir hakkın ihlali, taraflardan zayıf ve seçmen olmayan olana (vatandaşa) devredilmiş kronik bir “vaka” olarak kalmaya devam edecektir.

Temel mesele şudur: Rahatsız edici duruma sebep olan sorunları kökten çözmek yerine başkasına yansıtarak günü kurtarmak, o sorunu ortadan kaldırmaz; aksine kartopu gibi büyüyerek başka bir formda tekrar karşınıza çıkarır.